Karşımızda bir Nolan filmi varsa, hele Hans Zimmer de işin içine girmişse tamam, en az gözlerimiz kadar kulaklarımız da bayram edecek demektir! “Görüntü ve sesi öyle bütünleştirdik ki her şeyi gözlerinizle dinliyor gibi oluyorsunuz” diyor Zimmer. “Yeni bir deneyim yaratmayı başardık, sesin, müziğin ve görüntünün hikâye anlatımında birleştiği bütünsel bir deneyim.”

Dunkirk, II. Dünya Savaşı sırasında, Alman kuvvetleri tarafından kuşatılarak Fransa’nın Dunkirk sahilinde kapana kısılan 300 binden fazla İngiliz askerinin deniz desteğiyle tahliye edilişini konu alıyor. Bu bir savaş filmi, ama bildiğimiz hiçbir savaş filmine benzemiyor. Ne bir ana karakter var ne de epik dramatik müzikler. Diyalog deseniz, yok gibi bir şey.

Ama onu asıl benzersiz kılan yanı, anlatım biçimi. Ayrı ayrı gerçekleşen ve sıradışı bir biçimde içe içe geçen üç hikâyeden oluşuyor film. Her bir hikâye örgüsü farklı zaman aralıklarında gerçekleşiyor; karada bir hafta, denizde bir gün ve havada bir saat. Bu çok perspektifli yaklaşım, bir yandan anlatıyı zenginleştirirken bir yandan da zaman algısını sarsarak seyirciyi savaşın kaotik atmosferi içine sokuyor.

Ses tasarımında kullanılan özellikle bahsetmeye değer iki buluş var. Bunlardan birincisi, film boyunca alttan alta işittiğimiz saat tik takları. Kalp atışı gibi gelen bu tik takların hızı, sahneden sahneye değişiyor. Kara sahnelerinde hızlı, deniz sahnelerinde daha hızlı ve hava sahnelerinde en hızlı. Kurtulabilecekler mi kurtulamayacaklar mı sorusu film boyunca sürerken, zamana karşı yarışma hissini iliklerimizde hissediyoruz bu tik takların da etkisiyle.

İkinci şahane buluş ise Shephard tonu olarak bilinen teknik. 60’lı yıllarda bulunan ve Nolan’ın önceki filmlerinde de farklı biçimlerde kullandığı bu teknik, sesleri sonsuza dek büyüyormuş gibi duymamıza yol açan işitsel bir yanılsama. Çok da fark etmeden duyduğumuz bu sesler, içimizde sürekli bir beklenti ve kaygı uyandırarak filmin gergin atmosferini besliyor.

Nolan, ses kadar sessizliği de ustaca kullanıyor. Filmde şaşırtıcı derecede az diyalog var. Zaman hızla daralırken askerler çaresizce bekliyor. Bekliyor çünkü yapacak başka hiçbir şey yok, konuşmuyor çünkü hiçbir şeyin anlamı yok. Savaş böyle bir şey işte, diyor gibi film. Demekle kalmıyor, yaşatıyor da. Çünkü Dunkirk bir filmden daha fazlası, bir deneyim.