İnsan kulağı ortalama olarak 20 Hz ile 20.000 Hz aralığındaki sesleri işitebilmektedir. İşitme at sınırı olan 20 Hz altındaki sesler infrasound / infrasonik ses olarak kabul edilir.
Filler, su aygırları, gergedanlar, tavus kuşları, balinalar gibi bazı hayvan türlerinin infrasonik sesleri algıladıkları hatta bu yolla iletişim kurabildikleri bilinmektedir.

Bu sayede kilometrelerce uzaktaki akrabalarıyla haberleşebilmekte, bazı tehdit edici türlerin dikkatini çekmeden yavrularıyla iletişim kurabilmekte ve hatta bazı doğal felaketleri erkenden algılayıp uzaklaşmak için zaman kazanabilmekteler.

İnsan kulağına gelecek olursak;
İnfrasonik sesleri kulaklarımız algılayamıyor, ancak bedenimiz bu seslere ölçülebilir reaksiyonlar gösteriyor. Bu yüzden infrasonik sese maruz kaldığımızda bir şeyler hissediyoruz ancak farkında olmuyoruz ya da anlamlandıramıyoruz.

İddialara göre; bir kilise ayini esnasında, içimizde huşu benzeri hisler uyanmasında, hatta belki tüylerimizin diken diken olmasında infrasonik seslerin payı yok değil. Nasıl mı oluyor? 20 Hz altında ses yayabilen orgların bedenimizde yarattığı titreşimler sayesinde.

Infrasonik seslerin bu olağanüstü etki kapasitesi, elbette yönetmenlerin ve ses tasarımcılarının dikkatini çekmekte gecikmedi. Seyircinin izlemekte olduğu şeyle bağını güçlendirecek ve duygusal deneyimini zenginleştirecek bir öğe olarak infrasonik boyuttaki sesler, özellikle korku ve gerilim türlerinde olmak üzere çok sayıda filmde kullanıldı. Başlıca örnekleri için Irréversible (2002), Paranormal Activity (2007), The Sound (2017) filmlerini sayabiliriz.